Geçen hafta futbolburada.com' da yayınlanan yazımı blog'da da paylaşıyorum:
Bayern Münih ve Borussia Dortmund’un Şampiyonlar Ligi yarı final maçlarında İspanyol devlerine karşı aldıkları net, hatta ezici, galibiyetler çoğu kimse tarafından üst düzey klüpler futbolu seviyesinde devrim olarak yorumlandı. Gerçekten önemli oldukları aşikar ama bir devrimden söz edilebilir mi, bunu biraz düşünmek lazım.
Bir kere devrimden söz edilecekse kime karşı yapıldığına bakmak lazım. Yani hakikaten hegemonya kurmuş bir isim ya da zümre var mı? Milenyum’un başlangıcı olan 2000 – 2001 sezonundan itibaren 12 sezonu incelersek İspanyol takımlarının 4, İngiliz ve İtalyanların 3er, Portekiz ve Almanların da 1er sefer büyük kupayı kazandıklarını söyleyebiliriz. Bu galibiyetlerin karşı tarafı olan kaybeden finalistlere bakarsak, 5 İngiliz, 3 Alman, 2 İtalyan, ve birer tane Fransız ve İspanyol takımı görüyoruz.
Toplamda durum şu:
Temsilci
|
Final (kazanan + finalist)
|
İngiliz
|
8 (3 + 5)
|
İspanyol
|
5 (4 + 1)
|
İtalyan
|
5 (3 + 2)
|
Alman
|
4 (1 + 3)
|
Portekizli
|
1 (1 + 0)
|
Fransız
|
1 (0 + 1)
|
Yani aslında futbolun 4 büyük ülkesi kendi aralarında bir şampiyonluk mücadelesi veriyorlar. Bu mücadelenin incelenen döneminde hakim olan sanılanın aksine İspanyol temsilcileri değil İngilizler olarak görülüyor. Onlar da katıldıkları finallerde negatif rakama sahipler (3’e 5). Final kazanma yüzdesi olarak İspanyollar en başarılı gerçekten ve de Almanlar da en başarısız. Peki bugün konuşulan devrim bundan mı bahsediyor? Aslında hayır, şu an kimse final kazananları konuşmuyor. Konuşulan iki İspanyol devin yerini iki Alman devine bırakması gibi görülen bir devrim. Buna dönmeden önce bir de şu tabloya bakalım:
Yıl
|
Kazanan
|
Skor
|
Finalist
| ||
2000–01
|
Almanya
|
Bayern Munich
|
1–1
|
Valencia
|
İspanya
|
2001–02
|
İspanya
|
Real Madrid
|
2–1
|
Bayer Leverkusen
|
Almanya
|
2002–03
|
Italya
|
Milan
|
0–0
|
Juventus
|
Italya
|
2003–04
|
Portekiz
|
Porto
|
3–0
|
Monaco
|
Fransa
|
2004–05
|
İngiltere
|
Liverpool
|
3–3
|
Milan
|
Italya
|
2005–06
|
İspanya
|
Barcelona
|
2–1
|
Arsenal
|
İngiltere
|
2006–07
|
Italya
|
Milan
|
2–1
|
Liverpool
|
İngiltere
|
2007–08
|
İngiltere
|
Manchester United
|
1–1
|
Chelsea
|
İngiltere
|
2008–09
|
İspanya
|
Barcelona
|
2–0
|
Manchester United
|
İngiltere
|
2009–10
|
Italya
|
Internazionale
|
2–0
|
Bayern Munich
|
Almanya
|
2010–11
|
İspanya
|
Barcelona
|
3–1
|
Manchester United
|
İngiltere
|
2011–12
|
İngiltere
|
Chelsea
|
1–1
|
Bayern Munich
|
Almanya
|
Görüldüğü gibi aslında olan son 5 senede final oynayan 10 takımdan 5’i İngiliz. İspanyol ve Almanlar 2şer kere, İtalyanlar da sadece 1 kere finale çıkabilmiş. Yani bir değişim varsa bu İngilzlere karşı gerçekleşmiş gibi görünüyor. Yarı finalde hiç takımları olmaması son yılların düzenine göre tam bir sürpriz.
Onun dışında Almaların probleminin yukarıda bahsedilen final kazanmak olduğunu görüyoruz. İspanyol ve İtalyanlar oynadıkları finalleri kazanırken Almanlar kazanamamış. Bu sene finale iki takım göndererek bunu garantiye aldılar.
Peki o zaman bu “İspanyol hakimiyetinin sonu” illüzyonu nereden geliyor? Real Madrid 2001 – 2002’den beri finale bile kalamamışken ve de Barcelona’nın oynadığı final sayısı Bayern ile aynı iken neden bu iki takım bu kadar hakim görülüyor? (Burada bir parantez açmak istiyorum. Hiç hayranı olmasam da, bütün dünyanın kabul ettiği şekilde futbolu başka bir boyuta taşıyan Barcelona’nın 3 sefer şampiyon olması gayet makul bence. Bu seneye kadar bu kadar üstün bir takım olan Barca eğer bu şampiyonlukları da almamış olsa bir tür “tarihsel haksızlık” olurdu. Düşünsenize torunlarınıza bu yılların Barcelonasını ve Messi’yi anlatıyorsunuz ve şampiyon oldular mı sorusuna pek değil diye cevap veriyorsunuz. Yakışıksız olurdu cidden).
Bu aslında olmayan hakimiyet görüntüsünün nedeni bu iki takımın yıldızları, oynadıkları göze hoş gelen oyunlar ve rakipleri kolay alt etmeleri olabilir. Aralarındaki maçlar ve onlarla ilgili her şeyin çok iyi pazarlanmasının önemini de unutmamak lazım.
Fakat bunlarının hepsinin önünde, özellikle Barca’nin kazanırken rakibi (Real de dahil) kolayca etkisizleştirmesi, kaybederken bile oyuna hakim olması ve kendilerine karşı alınan galibiyetlerin destan niteliğinde olması bu hakimiyet algısını yarattı.
Esasen, Bayern’in Barcelona’yı aynı bu bahsedilen şekilde yenmesi, yani kolayca etkisizleştirerek ve de destan yazmaya gerek duymadan, bu devrim algısını yaratan en önemli etken. Dortmund’un Real Madrid’i benzer şekilde geçişi de buna tuz biber ekti. Yoksa ortadan kalkan bir hegemonya yok.
Yani Avrupa’nın üst seviyesinde sadece yönetim kurulunda başkanlık bu senelik el değiştirdi, patronlar kendi aralarında çekişiyorlar. Devrimden söz edebilmemiz için Galatasaray ve akranlarının bu galibiyetleri almış olması gerekirdi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder