![]() |
| Zıplayın Bakiiim.... Eferüm! |
31 Mart 2013 Pazar
İSTANBUL B.B.
Açıkçası olması gerektiği gibi geçen bir maç olduğunu söylemek en doğru yorum olur bu maç için. Zaten devre arası transferde Webo ve Gökhan Süzen'i kaybederek önemli ölçüde zayıflayan İ.B.B., Holmen'in de cezalı olduğu hafta hücumda tahmin edildiği gibi zayıf göründü. Galatasaray da son haftalardaki işleyen sistemi oynamaya devam edince maç ilk yarıda koptu. Zaten Galatasaray'ın bu sezon genelinde maçlarda üstün oynadığı malum. Fakat skor yönünde kısır kalındığı için sıkıntı oluyordu. Gençlerbirliği maçı kazası sonrası sistem oturunca bu da çözüldü ve ilk 35 dakikada kopan maçlar izlemeye başladık.
Soru işareti olan nokta yedeklerle ilgili. Bu maçta yapılan değişiklikleri anlayamadım şahsen. Real maçı öncesi Selçuk, Drogba, Eboue gibi isimler dinlendirilebilecekken Hakan Balta ve Melo'nun çıkması enteresan. Ayrıca bir de şu var. Yedekleri de sisteme monte edip aynı formatı işletmeyi denemiyor sanki Terim. Yani Emre Çolak bu sistemde soldaki adam olarak rahat oynar ama kadroya giremiyor. Yekta hiç oyuna girmiyor. Amrabat girince hep sola tezgahı kurup ezbere aldığı oyunu oynuyor. Halbuki forvet arkası gibi oynayabilir. Yani değişiklikler bu sistemden kopmaya neden oluyor.
Giren adamlar hep Sabri, Amrabat, Umut. Hakan - Riera değişikliği de yabancı kontenjanından kaynaklı. Galiba Terim şurada bahsettiğimiz gibi sezonu 13-14 oyunculuk daha dar bir ekiple bitirmeyi planlıyor.
Bu maçla ilgili fazla söze gerek yok. Önümüzdeki önemli maça bakıyoruz.
25 Mart 2013 Pazartesi
REAL MADRID - GALATASARAY ÖNİZLEME
3 Nisan akşamı Real Madrid'e karşı oynanacak çeyrek final karşılaşması Galatasaray'ın bu sezon oynayacağı maçların net bir şekilde en zoru. Karşıdaki rakip kiminle oynarsa oynasın favori olacak ve kimi yense sürpriz olmayacak bir efsane ve ağır favori oldukları bu maçı çok ciddiye alacakları da su götürmez.
Galatasaray, şu anki takım olarak bu seviyede test edilmedi. Bireysel olarak bu seviyeleri yaşamış oyuncular var. Fakat bizim La Liga ya da Premier Lig takımları gibi her sene bu kadar üst düzey rakiplerle ikişer defa karşılaşma şansımız yok. Bunun yanında takım yeni olduğu için geçmiş yıllardan gelen "takım olarak o seviyede denenme" şansı da olmadı. Bu ülkenin en büyük başarılarını elde eden kadrosu 4 sene üst üste Şampiyonlar Ligi tecrübesi akabinde oynadığı UEFA finalini kazanmış; iki sene daha ŞL tecrübesi sonrası Dünya Kupasında yarı final gören kadroya temel olmuştu. Şu an öyle bir durum yok. Fakat olumlu bir hava, bireysel deneyim (daha olgun Terim dahil) ve hiç olmadığı kadar üst düzey isimler var.
Rakip
Sadece parıltılı isimleriyle korku yaratmak bir yana Real Madrid detaya bakınca da çeşitli açılardan ters bir takım. Bir çok yıldız olması bir yana Mourinho'nun tarzında çok basit ve direkt sonuca giden bir oyun oynuyorlar. Zorda kalınca duran toptan gol çıkarabiliyorlar. Defansları fizik olarak kuvvetli. Zaafları var ama bunu telafi etmeyi Mou'nun zekası ve bireysel beceri ile başarıyorlar.
Basit ve Direkt Sonuca Giden Oyun
Mourinho'nun Inter döneminde zirve yapan felsefesi, topun ilk kapıldığı anlarda rakipte hücumdan savunmaya dönüşüm esnasında oluşan açıkları değerlendiren; kendisi savunmadan hücuma müthiş basitlikte ve hızda çıkan çok çok kaba tabirle "kontraatak"a dayalı bir oyun. Bunu Real Madrid'deki müthiş yıldızlara etkin bir şekilde oynatıyor.
Bu oyundan birkaç örnek verelim.
İlk Örnek:
| 1 2 |
Thore Haugstad'in yaptığı bu değerlendirmede görüldüğü gibi, atak çok basitçe sol bekten başlıyor. Top sol beke geldiğinde Ronaldo taç çizgisi dibine koşu yapıyor ve sağ bek haliyle onu takip ediyor. Bek ile stoper arasında oluşan alana Kaka (Mesut) koşu yapıyor ve pas basitçe buraya atılıyor. Topla buluştuğu anda Real tehlikesi kapıya gelmiş oluyor çünkü alternatifler çok fazla. Bu arada Higuain de ön direğe koşu yapıyor. Rakip genelde Mesut'u sağ stoper ile karşılıyor ama eğer ön libero kovaladıysa o da karşılıyor olabilir.
- Mesut ceza alanına doğru koşu yapan Ronaldo'ya pas verdiğinde onu şut imkanı olan pozisyona sokmuş oluyor
- Eğer stopere karşı Mesut topu kendi kullanırsa teknik ve çabukluk şansı oluyor.
- Higuain boş alan koşu yaptığı için çabuk bir orta gol pozisyonu yaratıyor.
- Bu arada Modric ya da Khedira ceza yayına bindirme yapıyor. Ön libero Mesut'u kovaladıysa bu bölge boş kalıyor. Ayrcıa seken topa vurma şansı da oluyor.
Sinir bozucu olan bunu çok sistematik, uyum içerisinde ve sürekli uygulamaları. Yani 90 dakika boyunca bu basitlikte (tek pas ile çıkış, kısa etkili boş koşular) bir oyun ısrarla deneniyor.
İkinci Örnek:
Bu örnek Galatasaray için daha büyük tehlike. Nedeni ise şu: En önemli hücumcularının en fazla gole ulaştığı model, GS'nin en zayıf yerinden start alıyor.
Yine Haugstad'ın bir çalışmasında bahsettiği şekilde, Ronaldo Real'e geldikten sonra gollerinin önemli bir bölümünü Manchester zamanındaki gibi dripling ile değil boş koşu sonrası tek vuruş ile bulmuş. 2011 - 2012 sezonunda penaltı ve frikik dışında attığı 32 golün yarısı bariz şekilde iki formata dayanıyor. Biri yukarıda bahsedildiği gibi ceza alanı köşesinde yüzü dönük topla buluşup yaptığı vuruş. En fazla gole ulaştıran tek gol vuruşuna dayalı şablon ise aşağıdaki gibi.
![]() |
| Soldan atak |
Burada top Di Maria'ya veriliyor. O topla biraz ilerlerken Higuain (Benzema) sol bek arkası ölü bölgeye koşu yapıyor. Ronaldo rakibin kör noktasında bekliyor. Di Maria ya kendisi Ronaldo'nun ani koşu yaptığı bölgeye yine ani bir orta yapıyor ya da Higuain (Benzema'ya) pas veriyor. Bu sefer o çabuk bir şekilde yerden içeri kesiyor. Sonuç kör noktadan ani koşu yapan Ronaldo'nun tek vuruşu ile gol.
Bu formatın GS'ye ters gelecek olmasının sebebi uygulandığı yerin zaten bizim en zayıf olduğumuz bölge olan sol savunma olması.
Nasıl Durdurulur?
Bu kadar basit ve ustalarca yılmadan uygulanan hücum taktiklerini önlemek için doğrusu kesin bir çözüm yok. 90 dakika hiç dağılmayan bir konsantrasyon ve disiplin gerekiyor. Tabi bir de müthiş fizik kondisyon.
Biraz rahatlatacak bir uygulama 2008'de Fenerbahçe - Sevilla maçlarında Uğur Boral'ın yarattığı etkiyi yaratmayı denemek olabilir. Uğur o maçlarda o kadar ısrar ve konsantrasyonla etkili bindirmeler yapmıştı ki Dani Alvez ve Jesus Navas'tan oluşan öldürücü kanat ikilisi atak yapmaya fırsat bulamamıştı. Tabi bu sefer rakip Real ve bindirme yaparken vereceğiniz açıklara cezayı kesme ihtimali daha fazla. Fakat bir karşı tehdit göstermek en azından fütursuzca saldırılmasını önler. Terim de zaten atılgan bir hoca olduğundan böyle birşey deneyebilir. Tabi kimle deneyecek sorusu da ayrı bir cevap bekliyor.
Çok önemli bir nokta şu:
Daha önce zorlandıkları Dortmund ve Manchester United maçlarına bakmak lazım. Manchester United'ın bir önceki turda Nani kırmızı kartına kadar Real'i kitlediği maçtan çıkarılacak derse bakmak lazım. Real'in atak başlangıçlarında pas dağıtımını yapan isim Xabi Alonso. O maçta Welbeck'in yoğun baskısını yiyen Alonso ilk yarıda sadece 20 pas yapabilmiş. Bunların başarılı olan 14'ünün de işlevsiz bölgelere doğru olduğu aşağıdaki grafikte görülüyor. Man U, o maçta Rooney'i yedek oturtmuş, Giggs ile Ronaldo tarafından gelecek ataklara önlem almış ve Alonso'ya basarak ileri topların Real stoperlerince atılmasını sağlamıştı. Bunlar da disiplinli takım savunmasında erimiş ve 10 kişi kalana kadar Man U maça hükmetmişti.
Yani bir anahtar Alonso'ya baskı yapmak.
Peki Nasıl Hücum Etmeli
Real Madrid'in defans hattı Barcelona gibi tek fizikli adam ve kalanı orta saha devşirmesi ya da kısa oyunculardan oluşmuş değil. Hepsi gayet fizikli ve sert savunmacılar. Yani Drogba'nın işi o kadar da kolay olmayacak. Fakat bir zaafları var. Arbeloa sağ bek oynuyor. Kendisi normal bir kanat savunmacısı gibi çok deparlı ve çabuk bir oyuncu değil. Daha çok mecburen sağ beke kaymış sağlam bir stoper gibi. Bu yüzden oradan gelecek tehditlere açıklar. Bunu kapatmak için stoperler o tarafın arkasını kolluyorlar. Yine de bu istifade edilebilecek bir durum.
Grup maçlarında, dersine iyi çalışan Dortmund Madrid'te bu bölgeyi çok etkin kullanmıştı.
Aşağıdaki iki resimde görüldüğü gibi sol kanat Grosskreutz sürekli Arbeloa arkasına koşu yapmıştı. Ilk resim maçın başında karşı karşıya kaldığı pozisyon, ikinci de Lewandowski aşırtmasına yaptığı koşu. Bu atak Dortmund'un ikinci golünü getirdi.
![]() |
| İlk Atak |
| Gol olan bindirme |
Nasıl olacak?
Bizde son haftalarda başarılı olan baklava orta sahalı 4-3-1-2 dizilimde genişlik bekler ile sağlanıyor, kenarda oynayan Selçuk ve Hamit savunmada da hücumda da içe kat ederek oynuyorlar. Bu düzen Schalke'ye karşı işe yaradı fakat Real'de atağın yönünü çok hızlı isabetli değiştirecek oyuncular var ve kanatları eksik yakalarlarsa oradan cezayı keserler. Yani kenarda oynayanların devamlı ortaya gelmemesi için ortadaki savunmayı, yukarıda bahsedilen Alonso'ya baskıyı Sneijder ve Drobga yapmalı. Herkesin üst düzey mücadele sergilemesi sadece lafta kalmamalı. Hakikaten kendilerini parçalamaları gerekecek
Bu kadar vazgeçilmez iki forvet olmasa (Burak ve Drogba'dan bahsediyoruz), aslında tam 4-5-1'e dönüp Arbeloa karşısına Amrabat'ı koyarak orada sürekli, deparlı bir tehdit bulundurulacak ve savunmaya da hız katılacak maç bu. Fakat takım şu anki tertibe çok iyi tepki verdi. Ayrıca Drogba ve Burak'tan hangisini kesebilirsiniz? Terim bazı durumlarda şapkadan tavşan çıkarmayı seven bir antrenör ama bu karar gerçekten zor bir karar. Forvetlerden birini kesip alınacak negatif bir sonuç sonradan pişmanlığa ve bir araba eleştiriye yol açabilir. İşte zaten o meslek o kadar zor ve stresli olduğu için herkes yapıp başarılı olamıyor.
Bu kadar vazgeçilmez iki forvet olmasa (Burak ve Drogba'dan bahsediyoruz), aslında tam 4-5-1'e dönüp Arbeloa karşısına Amrabat'ı koyarak orada sürekli, deparlı bir tehdit bulundurulacak ve savunmaya da hız katılacak maç bu. Fakat takım şu anki tertibe çok iyi tepki verdi. Ayrıca Drogba ve Burak'tan hangisini kesebilirsiniz? Terim bazı durumlarda şapkadan tavşan çıkarmayı seven bir antrenör ama bu karar gerçekten zor bir karar. Forvetlerden birini kesip alınacak negatif bir sonuç sonradan pişmanlığa ve bir araba eleştiriye yol açabilir. İşte zaten o meslek o kadar zor ve stresli olduğu için herkes yapıp başarılı olamıyor.
21 Mart 2013 Perşembe
MİLLİ TAKIM ÜZERİNE
Abdullah Avcı göreve geldiğinde ülke genelinde pozitif bir hava hakimdi. Bunun nedeni oyuncuları tanıyan ve gelecek için umut veren bir antrenör olarak, Hiddink döneminde uzaklaşılan takım olarak arzulu oynama havasını geri getireceğine inançtı. Burada Hiddink dönemine bir parantez açmadan Avcı dönemine bakmak yanlış olur.
Öncesi
Fatih Terim 2008'de önemli başarı elde edilmiş olsa da o zaman ortak kanı bunun bir sistem ya da taktik sonucu değil üst düzey motivasyon ve mücadele ile tabir yerindeyse zorlaya zorlaya yakalandığı idi. Hiddink göreve geldiğinde bu düzensizliğin yerini düzenin ve işleyen bir sistemin alması beklentisi hakimdi. Fakat Hiddink ile Türkiye aşısı yine tutmadı. Sonuçta ulaşılan play-off turu ile gelinen nokta aslında Türkiye'nin milli futbol geçmişine çok da ters düşmeyen bir yerdi. Fakat ortaya konan oyun ve olmayan mücadele işin sonunu getirdi. Hiddink'in en büyük yanlışı göreve geldikten sonra bir şeyler başarabileceği inancını kaybetmesi ve bu şekilde hareket ettiği için hiçbir çözüm üretmemesi idi. Hatırlanacağı gibi Hiddink demeçlerinde genelde Türkiye'nin eksiklerinden bahsetmişti. Bu eksiklerin aslında herkes halen farkındadır. Fakat işin başına birşeyler başarmak için oturmuş birinin eksikleri sayıp, bir gayret göstermeden "benim adım Hıdır, elimden gelen budur" yaklaşımı sergilemesi tasvip edilir bir durum değil. Bu sadece futbolda değil, profesyonel hayatın her yerinde böyledir. Hiçbir iş yerinde "efendim şöyle eksiğimiz var, bizde şu şu yetersiz" diyen bir eleman başarılı kabul edemez. Takımın başındaki kişinin eksiklerle beraber artıları da listeleyip kuvvetli olan yanları ön plana çıkaracak çözümler üretmesi gerekir. Hiddink de eğer takım bireysel taktik açısından zayıf ise bundan bahsetmeyi bırakıp, önceki nadir başarıları getiren yüksek konsantrasyon, patlayıcı güç, rakibi bozan sert mücadeleci yapı gibi yanların üzerine gitmeliydi. Bunlar yapılmayınca eksikleri ortaya dökülüp artıları silikleşmiş bir takım bırakarak görevden ayrıldı.
Avcı tam bu esnada göreve geldiğinde belki herkesin aklındaki Terim gibi sırf motivasyona dayalı oyun ile Hiddink'in bahsettiği organizasyona dayalı oyunu harmanlayabilecek, "bizden" ve modern bir teknik direktör kazanıldığı idi. Takımın gençleşeceği, modern anlayışa kavuşacağı, mücadele etmeyen isimlerin artık kadroya giremeyeceği düşünceleri ile göreve başlandı.
Bir dizi hazırlık maçı ve dört Dünya Kupası eleme maçı sonunda ortaya çıkan tablo ise hiç de beklendiği gibi değil. Şahsen Milli Takımın hazırlık maçlarını düzenli takip eden biri olmamakla beraber, denk gelmesi sonucu bu dönemki her maçı izlediğimi söyleyebilirim. Açık konuşmak gerekirse daha üçüncü hazırlık maçında birşeylerin doğru gitmediği hissediliyordu.
Orta alan verileri
Avcı dönemindeki 13 maçta 11 farklı oyuncu orta alanda kullanılmış. Burada çalışmada defansif ya da ofansif ayırmadan bakacağız bunlara, yani defansın önünde oynayan Mehmet Topal da, o maçlık sağ kanatta oynayan Umut da orta alan kabul edilecek.
Bu şekilde incelediğimizde ortaya çıkan bazı gerçekler şunlar:
- En fazla şans bulan oyuncu Arda.
- O'nu 9 maçla Mehmet Topal, 8 maçla Emre ve 7 maçla Sercan tercih ediyor.
- Selçuk 13 maçın ikisinde onbirde yer bulmuş fakat hiç biri resmi maç değil.
- Nuri 6 maçta ilk onbirdeymiş fakat hiç biri resmi maç değil.
- Arda ile beraber bütün eleme maçlarına (yani kayda değen maçlarda) oynayan oyuncu Emre.
Avcı, ilk birkaç hazırlık maçından sonraki Portekiz maçına 1-2-2 şeklinde Topal - Emre - Arda - Umut - Sercan dizilimiyle çıkmış. Bu maçta gelen galibiyet hoşa gitmiş olacak ki ilk resmi maç olan Hollanda deplasmanına aynı dizilimde sadece Umut yerine Tünay Torun kullanarak başlamış (bu maça kadar Tünay 11'de hiç denenmemiş). Sonraki Estonya maçında yine bir önceki Umut'lu dizilime dönmüş. Bir şablon ve ekip belirlenip üzerine gidilmiş olması istikrar açısından güzel tabi. Sonraki maç yine aynı şablon bu sefer Umut yerine Hamit'le oynanmış. Fakat bu maçta alınan mağlubiyet sonrası Avcı bir anda cinnet geçirmiş olacak ki Sercan'ı bir daha onbire girmemek üzere kesip, biraz da sakatlıkların etkisiyle Nuri, Mehmet Ekici, Tünay, Caner ve Emre'li bir kadro çıkarmış. Ondan sonraki iki hazırlık maçında da favori şablonuna geri dönmemiş. Yani 2012 Şubat'ından 2013 Şubat'ına gelene kadar yapılan denemeler ve 4 grup maçı sonrası başa dönülmüş ve bambaşka formasyonlar denenmeye başlanmış.
Emre Belözoğlu Meselesi
Bir sıkıntı şurada, değişim ve gelişim parolasıyla yola çıkılan bir takımın orta alanında değişmez oyuncusunun Emre Belözoğlu olmasını anlamak güç. Emre'nin kariyeri ve Fenerbahçe'nin oyununa yaptığı olumlu etki tartışılamaz. Fakat kendisi ile ilgili belki fark edilmeyen bazı önemli noktalar bence artık milli takımda olmamasını gerektiriyor. Bunlar:
- 2002 kadrosundan beri Emre hep sahada; ve milli takım o dönemden sonra ne zaman kalıcı bir orta saha hakimiyeti kurabildi? Yani ne zaman Türkiye orta sahası maçlara damga vuran (tek maçlık destanlar değil) bir dönem yaşadı? Favori olduğumuz maçlarda bile zorlandık. 2008'de yarı finale çıkılırken Emre ilk Portekiz maçında sakatlandığı için kalan maçların hiç birinde oynamamıştı. Yani Emre ile takım zaten bir gömlek yukarı çıkmıyor.
- Yaşı 30'u geçmiş ve sakatlık sorunları da yaşayan bir oyuncuyu yeni ve uzun bir yola çıkarken değişilmez adam yapmak ne kadar mantıklı? Madem değişimden bahsediliyor, uzun vadede bel bağlanmayacak elemanları kırmadan değiştirmenin tam zamanı.
- Emre'nin olduğu takımda başka bir orta alan lideri çıkması imkansız.
Oyun tarzı bir yana, kişiliği ile bu kadar ön planda olan bir adam varken
o orta alanı Selçuk ya da Nuri'nin idare etmesini beklemek hayal olur.
"Abi" anlayışına sıkı sıkıya bağlı Arda gibi oyuncular varken bu pek
mümkün değil
İnsan Bir Merak Etmez Mi?
Emre ile ilgili durum böyleyken bence esas hayret verici olan nokta başka iki isimle ilgili. Modern oyunla ilgili adımların atıldığı bu dönemde alternatifler arasında Almanya'da yılın oyuncusu seçilmiş, dünyanın en önemli kadrolarından birine transfer olmuş, oynamasa bile feda edilmeyerek Liverpool gibi başka bir devde kendine yer bulabilmiş Nuri Şahin var. Onunla beraber son iki senede zaten üst düzeyde olan oyununu iyice geliştirdiği görülen ve Avrupa standardında olduğu kabul edilen Selçuk da kadroda. Bu isimlerin olduğu listeyi ele alan teknik adam kim olursa olsun (teknik adam bile olmasa) "bu iki çift yönlü önemli oyuncuyu nasıl kullanırım acaba" diye düşünmesi ve deneme yapması beklenirken Avcı bu ikiliyi 12. maçına kadar hiçbir maçta direkt sahaya sürerek denemedi. Burada bu iki oyuncu beraber çok iyi oynarlar gibi bir fikirde ısrar etmiyoruz. Fakat en azından ikisi çok yumuşak kalıyorsa Topal'la desteklemek, yan yana ya da arkalı önlü denemek gibi çözüm arayışlarına gidilebilirdi. Terim'in Selçuk'u sol içe kaydırarak Sneijder ile beraber oynatmaya bulduğu çözüme bakınca Avcı'nın ilk günden beri bu iki önemli ismi kullanmayı hiç denememiş ve de becerememiş olması iyice göze batıyor. Bir de, bu olurken aynı anda referans olacak hiçbir kayda değer performansları yokken Tünay ve Mehmet Ekici denemesi yapılması iyice tüy dikmiş oluyor.
| İkisi ilk kez bir arada |
Hücum!
Forvet alternatifleri Avcı'nın en kuvvetli olduğu alan değildi göreve geldiğinde. Burak'ın şimdiki durumda olmadığını unutmayalım. Fakat ilk iki maçtaki Pektemek, sonraki iki maçtaki Umut ve de son iki özel maçtaki Mevlüt tercihleri dışında hiçbir oyuncu iki maç üst üste onbire girememiş. Burada yine yukarıda bahsedildiği gibi dayanaksız denemelerin Mevlüt'te yapıldığını görüyoruz. Milli Takım kariyerinde oyun ve skor olarak minimal düzeyde katkı yapan Mevlüt her daim ilk onbirde yer bulabiliyor.
Defans
En büyük istikrarın yakalandığı bölüm defans bloğu olmuş Avcı döneminde. En solda Hasan Ali ve en sağda Gökhan sakat olmadıklarında hep yer bulmuşlar. Gökhan'ın olmadığı durumlarda Hamit görev almış. Stoperde Ömer, Bekir, Egemen ve Semih dönüşümlü görev almışlar ama 4 resmi maçın üçünde tercih edilen Semih - Ömer ikilisi ön plana çıkmış. Fakat bu ikilinin ilk hazırlık maçında bir arada oynadıktan sonra 5 maç başka denemeler yapıldığını görüyoruz.
Defansı değerlendirirken bir yandan da akla gelmesi gereken nokta şu: oyuncu havuzunda zaten seçilecek pek alternatif yoktu. Yani Hasan Ali ve Gökhan'ın alternatifi olacak bir oyuncu zaten akla gelmiyordu.
Bütün bunlar ne demek?
Avcı'nın takıma yapmasını beklenen gençleştirme operasyonu ile kazandırdığı iki isim Semih ve Hasan Ali olarak görünüyor. Fakat onlar da zaten bütün oklar o tarafı gösterdiği için seçilmesi sürpriz olmayan isimler. Tabi orada da Selçuk'ta olduğu gibi beklenmedik yaklaşım olmadığı için sevinmek de gerekebilir.
Bunun dışında, monte edilmeye çalışılan diğer genç Sercan'ın ısrarla "çalımı basıp pozisyon yaratması" beklendi. Bu beklenti ile oldukça fazla şans bulan Sercan doğrusu pek de verimli olamadı ve önemli bir kontenjanı işgal ettiğiyle kaldı.
Diğer isimler olan Tünay, M. Ekici, G. Töre zaten oynadıklarında misafir oyuncu gibi kaldılar. Bu oyuncuların denenmesi zaten acaip bir durum değil. Ama bu denemeler için hazırlık maçları var; yürümediği o maçlarda görülmeliydi. Acaip olan bu denemelerin resmi maçlarda yapılması o arada değerli puanların kaybedilmesi.
Forvette zaten kısıtlı olan alternatiflerden fayda sağlanacak çözüm üretilemedi.
En önemlisi takıma belirli bir oyun felsefesi kazandırılamadı. 13 maç az bir sayı değildir. Bir lig sezonunun yarısına yakın demektir. En azından oynanmak istenen oyun tam olarak olmasa bile ortaya çıkmalıydı ve bizler "henüz tam işlemiyor ama zamanla şu şu iyi olacak" diyebilmeliydik.
Şu ana kadar:
- Gençleştirme yönünde bir adım atılamadı
- Vaz geçilmesi gereken isimlerden vaz geçilemedi
- Bazı isimlerde gereksiz ısrar edildi ve zaman/puan kaybedildi
- Ortaya tam bir ürün olmasa dahi en azından bir taslak, bir umut konulamadı.
Şu aşamada antrenör değiştirmek fayda getirmez, zaten kaybedilen kaybedilmiş ve daha iyi bir alternatif yok. Kalan maçlar da Avcı ile geçilecek. Önemli olan onun da bu sonuçları görmesi ve en azından bu dönemden dersler çıkarması.
19 Mart 2013 Salı
GİDENLERDEN...
Arada sırada Amerikan futbolu ve de özellikle New England Patriots ile ilgili yazılar da yazmayı düşünüyorum. Bugünlerde zaten doluyum bu konuyla ilgili.
Takımın 6 senedir hücumda yükünü çeken Wes Welker'ın bu sezon sonu kalıp kalmayacağı zaten şüpheli idi. Fakat taraftarda hayal kırıklığı yaratan, gayet düşük bir rakama hem de şampiyonluk yolunda önemli bir rakip olan Denver'in gücüne güç katacak şekilde imza atmasına izin verilmesi; yapılan karşı teklifin dalga geçer gibi olması idi. Sadece taraflarca değil aynı zamanda quarterback Tom Brady tarafından da çok sevilen Welker'e bu yaklaşım saygısızca olarak yorumlanabilir. Bu adam Brady ile sadece kaş göz ile anlaşan, son 6 senede ortalama 100 pasın üzerinde yakalayan ve aldığı bütün darbelere rağmen 6 yılda sadece üç (evet 3) maçı sakatlık nedeniyle kaçırmış bir adamdı. New England'ın hücum sistemini çok iyi bilmesi, işini iyi yapması ve ne olursa olsun hep sahada olması hayranlık uyandıran Welker'in gidişinin hemen akabinde aynı pozisyonda oynayan, ama Welker kadar iyi olmadığı konuşulan ve daha da önemlisi son iki sezonu neredeyse 2/3 oranında sakat geçiren Danny Amendola'nın aynı paraya takıma alınması tepkileri iyice arttırdı. Denenmiş ve çalışan bir ürünü verip aynı paraya denenmemiş ve bozulmaya daha yatkın bir tane almak gibi, başka bir deyişle "attan inip eşeğe binmek" gibi birşey. Aynı tarz adam alınmasa denilebilir ki kısa pasa dayalı yıllardır New England'ın klasiği olmuş sistem değişecek; fakat Amendola geldiğine göre o da düşünülmüyor. Zaten Brady hiçbir zaman rakip defans arkasını uzun paslarla bombalayan bir qb olmamıştır.
![]() |
| Wes Welker |
Diğer küçük dev adam Woodhead, takımın belki daha az göze batan ama çalışkanlığı ve kritik anlardaki güven veren oyunuyla herkesin sevgili olmuş bir üyesiydi. Zor pozisyonlarda hep aldığı görevi yerine getirirdi. Onunla da yeniden anlaşılmaması ve Welker'dan bir iki gün sonra kaybedilmesi New England yöresindeki herkesi üzdü. Bütün taraftar forumları "oğluma 39 Woodhead formasını giydirmeye devam edicem", "yolunuz açık olsun koçlar" gibi ağlaşan yorumlar kaynıyor.
![]() |
| Danny Woodhead |
Bu emektarların yerine alınan Danny Amendola, Leon Washington, Donald Jones gibi adamlar belki iyi performans gösterecek ama Welker ve Woodhead daima gönüllerde yara olarak kalacak gibi görünüyor.
Van Der Vaart'ın saçmaladığı an
Kalecinin önünden geçtiğini görmesine ve hatta en son vuruşu yapmadan önce kaleye doğru bakmasına rağmen yine de böyle birşey yapıyor... Sonunda yerde sürünmesi de rezaletin boyutunu katlamış.
Golü atan da Mario Gomez ve hakem de yine tanıdık bir isim.
Golü atan da Mario Gomez ve hakem de yine tanıdık bir isim.
18 Mart 2013 Pazartesi
GALATASARAY'IN SON MAÇLARDAKİ KADRO YAPISI ÜZERİNE
Devre arasındaki transferlerden sonra oluşan saha içi dizilim karmaşası Schalke ve Kayserispor maçlarında sahaya çıkan kadronun performansı ile çözülmüş gibi görünüyor. Bu kadro eldeki en üst düzey isimleri sahaya sürmüş olduğu için kalite düzeyi oldukça yüksek oluyor. İki maçtır oyuna girenler Amrabat, Umut ve mecburiyetten Sabri ile Gökhan. Yani Emre Çolak, Yekta, Aydın gibi önceki maçlarda sıkça kullanılan isimler bu kadroya yedekten girecek düzeyde görülmedi anlaşılan.
Ligde kalan maçları ve Şampiyonlar Ligi'ndeki Real Madrid maçlarını düşünecek olursak merak ediyorum Fatih Terim'in kafasında geçen sezonu geçirdiği gibi 13 - 14 üst düzey performans gösteren oyuncuyla maçları geçirmek mi var acaba? Sneijder ve Drogba'yi mümkün olduğunca oynatmak istemesi normal. Aynı şekilde Melo da öyle; yeni yeni form tutmaya başladı. Hamit sezonun 26. haftasında nihayet 45 dakikayı çıkaracak tempoya kavuştu. Yani beraber oynamaya devam etmeleri anlaşılabilir. Fakat benim düşüncem olabilecek her aksaklığa karşı özellikle Emre ve Yekta'nın hazır durumda tutulması. Bu ikilinin oynadığı Gençlerbirliği maçının ilk yarım saati Kayseri maçına çok benziyordu takımın etkinliği olarak. Skor bulanamadığı için sonuç farklı olmuştu ama o maç da takım rakibi çıkartmadan 3 - 4 çok net pozisyon yaratmıştı. Şunu özellikle vurgulamak istiyorum: Orta sahadaki bu baklavanın etkin işleyişi her oyuncunun çok koşmasını gerektiriyor. Yoksa takımın dörtlü orta saha ile o alanı tutamadığını bu sezon çokça gördük.
Galatasaray'ın kalan 8 maçının listesine bakan birinin fark edeceği şey FB maçı hariç kalan 7 maçın ligin 10 ile 18. sırasında yer alan 9 takımdan 7si ile oynayacağıdır. Yani kalan rakiplerin 7si can derdinde olacak; diğeri de malum ezeli rakip. Demem o ki; bu haftalarda şu an oynayan kadroda bir eksik, ceza vs olduğunda yine maç kazandıracak şekilde hazır yedekler olmalı. Hoca umarım Emre, Yekta ve Engin'i kulübede unutmaz ve gerekirse 5'li orta sahaya dönmekten çekinmez. (Çok değerli forvetlerimizden eksiltmeden 5'li orta sahaya dönmenin yolu ile ilgili fikirleri daha sonra ayrı bir yazıda burada yayınlamayı düşünüyorum)
Bir parantez de Umut için. Schalke maçında attığı golde pozisyonun başında Selçuk'un da gerisinde ve sağ tarafta. Pozisyon sonunda olduğu yere gelmek için attığı depar taktir edilmeli.
Benzer bir deparı ilk maçta Jones atıp Melo takip etmediği için çok kızmıştık. Bizden birileri böyle doğruları yapınca insanın çok hoşuna gidiyor.
17 Mart 2013 Pazar
Kaydol:
Yorumlar (Atom)









